Uzaktan gelen ilk gök gürültüsünü duyduğumda pencereye koşardım.
Çocukluğumun en canlı hatıraları, çoğu insanın evine çekildiği saatlerde başladı. Gökyüzünün yavaş yavaş kararmasını, ufukta biriken bulutların ağırlaşmasını ve rüzgârın yön değiştirmesini büyük bir merakla izlerdim. Fırtına yaklaşırken doğanın dili de değişirdi. Çam ağaçlarının arasından yükselen uğultu derinleşir, ağaçlar görünmeyen bir kuvvetle sallanır, yağmur henüz düşmeden havanın kokusu farklılaşırdı. O anlarda pencerenin önünde oturur, yaklaşan yağmuru beklerdim. Çocuk aklımla açıklayamadığım şey, bugün geriye dönüp baktığımda daha anlamlı geliyor: Doğa bana yalnızca kendini göstermiyor, aynı zamanda bakmayı öğretiyordu.
Kış mevsimi ise bu sessiz eğitimin başka bir yüzüydü. Kar yağmaya başladığında zaman yavaşlar gibiydi. Sokak lambasının altında süzülen kar tanelerini izler, beyaza bürünen sokağın sabaha nasıl uyanacağını merak ederdim. Ertesi gün kendimizi dışarı attığımızda dünya değişmiş olurdu. Dün bildiğimiz yollar, bahçeler ve sokaklar bambaşka bir görüntüye kavuşurdu. Belki de bu yüzden çocukluk yıllarımda doğa, yalnızca seyredilen bir manzara değil; her gün yeniden keşfedilen bir dünya hâline geldi.
Yıllar geçtikçe dikkatimi çeken şey yalnızca doğanın kendisi olmadı. Bir manzaranın içinde yaşayan insanları, insanların yaşadıkları yerlerle kurdukları ilişkiyi ve zamanın biriktirdiği izleri de merak etmeye başladım. Aynı dağın eteklerinde kuşaklar boyunca süren hayatlar, eski bir çeşmenin başında anlatılan hatıralar, bir köyün hafızasında yaşamaya devam eden hikâyeler bana şunu gösterdi: Bir yeri anlamak, yalnızca onu görmekle mümkün olmuyordu.
Fotoğrafla tanışmam bu arayışın doğal bir sonucu oldu. İlk fotoğraflarımı filmli makinelerle çektim. Her karenin bir karşılığı vardı; deklanşöre basmadan önce düşünmek, çekilen görüntünün nasıl çıktığını günler sonra görmek gerekirdi. O yıllar bana sabretmeyi öğretti. Zamanla fotoğraf, güzel görüntüler biriktirme uğraşından çok daha fazlasına dönüştü. Gördüğüm şeyleri kaydetmenin, ayrıntıları fark etmenin ve geçip gitmekte olanı durdurmanın bir yoluna dönüştü.
Öğretmenlik mesleği ise bütün bu ilgileri ortak bir noktada buluşturdu. Yıllar boyunca öğrencilerime dünyayı anlatmaya çalışırken, aslında dünyanın kendisinden öğrenmeye devam ettim. Her yeni şehir, her yolculuk, her karşılaşma bilgiyle hayat arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu yeniden hatırlattı. Ders kitaplarında birkaç satırla yer bulan birçok konu, sahada bambaşka anlamlar kazandı. Bir yapının taşlarında, bir mahallenin sessizliğinde ya da bir insanın anlattığı kısa bir hatırada, uzun uzun anlatılamayacak kadar derin hikâyelerle karşılaştım.
Zamanla fotoğraf makinesinin kadrajına yalnızca doğa değil, insan da girmeye başladı. Çünkü yaşadığımız coğrafyayı anlamlı kılan şey yalnızca dağlar, vadiler ya da tarihî yapılar değildi. Asıl anlam, o coğrafyada yaşayan insanların hayatlarında saklıydı. Kültür dediğimiz büyük miras da tam burada şekilleniyordu; gündelik hayatın içinde, çoğu zaman fark edilmeden yaşayıp giden ayrıntılarda.
Bu sayfa, yıllar boyunca biriken fotoğrafların, notların, gözlemlerin ve yol hikâyelerinin ortak bir hafızasıdır. Doğaya duyulan hayranlığın, eğitimin kazandırdığı bakışın, kültüre duyulan ilginin ve insan hikâyelerine karşı hissedilen merakın bir araya geldiği yerdir. Burada yer alan her fotoğraf, her video ve her satır; yaşadığımız dünyaya biraz daha dikkatli bakma isteğinin ürünüdür.
Çünkü bazen bir manzara, bazen eski bir yapı, bazen de hiç tanımadığınız bir insan; uzun süre aradığınız bir sorunun cevabını içinde taşıyabilir. Benim yolculuğum da, çocukluğumda bir pencerenin önünde başlayan o merakın peşinden gitmeye devam etmekten ibarettir.
📲 Bizi Takip Edin
Sosyal medya üzerinden de bizi takip edebilir, yeni keşiflerden ve paylaşımlardan anında haberdar olabilirsiniz.
📸 Instagram: @enverhoca.tr
🐦 X (Twitter): @enverhoca_
✉️ İletişim
Görüş, öneri ve iş birlikleri için bizimle iletişime geçebilirsiniz:
📧 E-posta: enveryilikoglu@gmail.com